İNSÜLİN DİRENCİ VE GİZLİ ŞEKER
Vücudumuzdaki özellikle toksinlere ve/ve ya yağ dokusuna karşı oluşan inflamasyonun ilerlemesi ve şeker hastalığına dönüşmesine kadar çeşitli dönemleri vardır: SENİL DÖNEM, İNSÜLİN DİRENCİ, GİZLİ ŞEKER, AŞİKAR DİYABET. Hangi dönemde ne etkiler oluşturur, inceleyelim.
1. Senil Dönem
Kan insülin, AKŞ ve HbA1c değerlerinde henüz herhangi bir bozukluk olmadığı dönemde de özellikle paketli gıda koruyucuları, sebze ilaçları, deterjanlar ve ağır metallere bağlı vücudumuzda inflamasyon mutlaka vardır. İleri testlerle de bu görüntülenebilir. Örneğin ağır metal ve ya inflamasyon varlığı tesbit edilebilir. TNFalfa, İL1beta, İFgama testleri ve Civa, kurşun, alüminyum, arsenik, nikel, kadmiyum testleri büyük laboratuarlarda yapılır ancak maliyetleri biraz yüksektir bu testlerin.
Ancak mevcut durumda yeryüzünde tüm insanlarda bu toksikasyon az ve ya çok oranda bulunur. Bulaşık makinası deterjanları, kıyafetlerimizde kalan çamaşır deterjanları, sabun ve şampuanlar gibi temizlik ürünleri ile vücudumuza bazı toksinleri hergün alıyoruz. Bugün tükettiğimiz bütün sebze ve meyvelerin hepsinde toksin var (ancak çok aşırı dozda kullanımı yasak. Aşırı dozda içerenler yurt dışında bazı ülkelerce kabul edilemeyebiliyor). Soluduğumuz hava ile petrol ve kömür yakıtları nedeni ile civa, kadmiyum ve nikeli alıyoruz rutin olarak hergün. Paketli gıdalardaki aroma, koku, renk, kıvam artırıcı maddelere ve raf ömrünü uzatmak amaçlı için kullanılan toksinlere mecburen maruz kalıyoruz. İşlenmiş gıda, GDO’lular, tohum yağları…
Bu yüzden belirli periyotlarda çeşitli antioksidanlar, fitoşelatörler, antiinflamatuarlar içeren ve vitamin-mineral replasmanı sağlayarak detoksifikasyonu destekleyen VİTAMİNOBALANCE‘ın kullanımını tavsiye ediyoruz.
Bu kullanımlar şeker hastalığı riskinden uzaklaşmanın yanısıra vücutta inflamasyona bağlı hepimizde belirli miktarlarda oluşan beden ve zihin yorgunluğunu azaltır ve oluşabilecek kanserler için de önleyici (proflaksi) olur. Dokuların oksidatif hasarlama-yıpranmasını önleyip protein sentezini destekleyeceği için longevity açısından da çok önemli bir destektir.
VİTAMİNOBALANCE Ne Kadar Süre Kullanılmalı?
İleri kan testleri ölçüldüyse bu değerler sıfırlanana kadar VİTAMİNOBALANCE kullanılabilir.
Ancak maliyetleri yüksek testler oldukları ve neredeyse şuan dünya üzerinde yaşayan herkeste toksikasyona maruziyet mevcut olduğu için; hastalarımıza önerdiğimiz her yaş dekadı için bir aylık kürdür.
Örneğin; 40 yaşındaysanız 4 kutu VİTAMİNOBALANCE kullanımını öneriyoruz. 60 yaşında bir kişi için ana detoksifikasyon için 6 kutu kullanımı öneriyoruz.
İlk iki kutuyu peşpeşe, devamındakileri 15’er gün aralarla kullanarak ana kürü tamamlamalarını, bu ana detoksifikasyondan sonra artık beslenme ve toksin maruziyetine biraz daha dikkat ederek 12 ayda bir ay sürecinde bir kutu kullanım tüm vücut detoksifikasyonu ve vitamin-mineral replasmanı için yeterli olacaktır.
Beslenmede Dikkat Edilmesi Gereken Temel Faktörler
- Yağ olarak evde sadece zeytin yağı tercih edilmeli (dışarıdan günde en fazla bir öğün tüketim olmalı. Veya en fazla 1 paketli ürün tüketilmeli)
- Günde en az bir öğün etli sebzeli yemek ve ya yeşil salata olmalı.
- Özellikle bulaşık makinasından çıkan bardak ve tabaklar iyice durulanmalı.
2. İnsülin Direnci
İnflamasyonun ilerlemesi ile birlikte öncelikle İnsülin Direnci oluşur. Kişinin Açlık kanşekeri (hiçbirşey yemeden 8 saat bekleme sonrası ölçülen şeker değeri) normal seviye olan 100mg/dl altındadır (Glukoz tolerasyon testi yapılsa bu da normaldir. 75-100mg/dl şekerli bir gıda tükettikten sonra 2 saat içinde şeker değeri normal seviye olan 140mg/dl altına düşürebiliyordur). Ancak sorun olan şekeri bu normal seviyeye düşürebilmek için daha fazla insülin üretmesi gerekliliğidir. İnsülin bazal seviyesi normalin üzerine çıkmıştır. İnsülinin tek başına değerini ölçmektense glukoz değeri ile birlikte değerlendirilmesi insülin direncinin varlığı hakkında daha doğru bilgi verir. HOMA IR denilen bu değer Açlık kan şekeri ile Açlık insülin değerinin çarpılarak 405 sabitine bölünmesi ile hesaplanır. HOMA-IR’nin 2.5 üzeri olması insülin direncinin varlığını gösterir.
İnsülin direnci kişilerde santral yağlanma ve açlık intoleransı oluşturduğu gibi ortalama 10-15 yıl içerisinde şeker hastalığının ortaya çıkacağının belirtisidir. Reaktif hipoglisemi ve hücre içi glukoz eksikliği kişide glisemik indeksi yüksek gıdalara isteği çok artırır. Aynı zamanda metabolizma hızını da düşürür. Çok tüketip az yakmaya bağlı sürekli vücutta kalori fazlalığı oluşur. İnsülinin bir diğer özelliği de yağ depolamadır. Özellikle karın çevresinde lipoid doku artışına da neden olur. Artık kişi çok yemek yiyen ve sürekli kilo alan biri haline yavaş yavaş gelecektir.
Bu aşamanın çok önemli olmasının bir diğer nedeni de kişilerin genellikle kendi başlarına bu durumdan rahatlıkla kurtulabilecekleri dönemdir. Sadece detoksifikasyon, çeşitli vitamin ve minerallerin replasmanı, barsak florasının düzelmesi ve varsa fazla kiloların verilmesiyle bu durumdan hızla kurtulunabilinir.
VİTAMİNOBALANCE kullanımı detoksifikasyon, vitamin-mineral replasmanı, inflamasyon azalması ile aşırı iştahın normalleşmesi ve barsak florasının düzelmesine yardımcı olur. Beraberinde doğru beslenme ve hareketi artırarak kolaylıkla kilo da verilir. İnsülin direnci hızla normal seviyelere dönecektir.
Fazla kilo varlığında NOROBALANCE kullanımı, norotransmitter balansı üzerinden iştah azalmasını destekler. İhtiyaç halinde yine iştah azaltmak için GLP-1 (Victoza-Saxenda) enjeksiyonları da bir süre kullanılabilir.
Süreç yine kan HOMA-IR seviyesinin düşmesi ile takip edilmelidir.
İnsülin direnci gerileyene kadar kilo vermede ilk hedef, karın çevresi yağ dokusu ölçümünde erkeklerde 102cm bayanlarda 88cm altı olmasıdır. Detoksifikasyon ile insülin direnci tam olarak geriledikten sonra yağ dokusu ideal seviyeye çekilene kadar fazla yağ dokularının ortadan kalkması sağlanabilir. İdeal karın çevresi erkeklerde 94cm bayanlarda da 80cm altıdır. (yüksek insülin direnci varlığında kilo vermeye çalışmak hem yüksek iştah bakımından zordur hem de insülinin lipolizi önlemesinden kaynaklı kalori açığı yağların yanı sıra kas dokusundan karşılanır. Bu yüzden kilo verme amaçlı yüksek spor aktiviteye başlamadan önce insülin direnci mutlaka düşürülmelidir. HOMA-IR’nin normal seviyeye gelmesi sürecine kadar VİTAMİNOBALANCE kullanılabilir.)
3. Bozulmuş Glukoz Tolerasyonu (Gizli Şeker)
Kişi 8 saat açlık sonrası kan şekerine bakıldığında 100mg/dl üstü ancak 125mg/dl altı ise ve ya kişi yeterli miktar şekerli gıda tüketimi sonrası 2 saat içerisinde kan şekerini 200mg/dl altına düşürebiliyor ancak 140mg/dl altına düşüremiyorsa bu duruma Bozulmuş Glukoz Tolerasyonu denilir. HbA1c değerinde de değişiklikler başlamıştır. HbA1c %5.7 üstü ancak %6.5’in de altındadır.
Artık sistem kısır döngüye girmek üzere ve kişi yarı yarıya şeker hastasıdır. Şeker hastalığının o kurtulması zor sarmalına girmeden ve vücut organlarına zarar vermeye başlamadan önce son fırsattır bu dönem. Bu durumdan kurtulmak, şeker hastalığından kurtulmaktan çok daha kolay ve hızlıdır hala.
Özel bir tedaviye ihtiyaç duymadan yukarıda saydığımız insülin direnci için kullandığımız VİTAMİNOBALANCE ve NOROBALANCE‘ı burada kullanırız. Ancak süreci mutlaka daha sıkı takip ederek değerlerin normale düştüğünü gözlemlemeliyiz. Sürecin bir doktor gözetiminde olması daha doğru olur.
4. Aşikar Diyabet
AKŞ: 126mg/dl ve üzerinde, HbA1c: 6.5 üstünde olduğu duruma denilir.
Kısır döngüye girmiştir artık sistem. Ancak “zararın neresinden dönülürse kardır” prensibiyle bir an önce tedaviye başlanılmalıdır. Bu aşamada bizim yapmış olduğumuz drO’balance protokolüyle küratif nedensel tedavi yapan bir kliniğe ulaşma imkanı varsa buradan destek alınması tedavinin çok daha kolay, daha sağlıklı ve hızlı ilerlemesini sağlar.
Ancak drO’balance tedavi protokolümüze ulaşma imkanınız şuan için yoksa, yine bir an önce bir dahiliye doktoruna muayene olarak konvansiyonel tıp ilaçlarını kullanarak yüksek şeker kontrol altına alınmalıdır. Böylece bizim uyguladığımız şeker hastalığını tamamen bitiren protokolü uygulayana kadar geçen süreç içerisinde hem organ zararları oluşmaz, hem de bizim tedavimizdeki kür süresi daha kısalmış olacaktır. Bu süreçte de VİTAMİNOBALANCE kullanılması faydalı olacaktır ve kullanılan ilaç sayısının ve ya dozunun düşmesini sağlayacaktır.
İnsülin Direnci ve Gizli Şeker — Erken Tanının Önemi
Çalışmalarda kişide insülin direnci oluştuktan sonra herhangi bir önlem alınmazsa mutlaka ileri dönemde şeker hastalığına dönüştüğü, ortalama yaklaşık 10-15 yıl sonra diyabet tanısı alındığı ortaya konulmuştur. Prediyabet evresine geçildiyse, bu süreç birkaç yıl gibi çok daha kısadır.
Kişilerde insülin direnci ve prediyabet aşamasında yapılacak erken tanı ile, organizma henüz diyabet kısır döngüsüne girmediği için, kişi basitçe yapabileceği detoksifikasyon, mineral-vitamin replasmanı ve yağ doku azaltma ile bu hastalığı hiç görmeden bundan kurtulabilecektir. İnsülin direnci aşamasında farkedilmesi ile diyabet riskleri profesyonel bir destek bile almadan ortadan kalkabilmektedir.
O halde öncelikle yaptıracağımız bir kan testi ile insülin direnci ve prediyabet durumumuza bakmalıyız.
- İnsülin direncimiz varsa bilmeliyiz ki bu durumda ortalama 10-15 yıl içerisinde diyabet kısır döngüsüne girebileceğiz ve şuan profesyonel destek almadan diyabet risk faktörlerinden kurtulabilek dönemdeyiz. (diyabet risk faktörleri yazımızdaki risklerden kurtulmalıyız)
- Prediyabet aşamasındaysak insülin direncinden daha riskli aşamadayız. Günler, haftalar ve ya aylar içinde diyabetin kısır döngüsüne tam olarak girebiliriz ve profesyonel bir destek olmadan kurtulmanın imkansız kadar zor olduğu bir aşamaya çok yakın olduğumuzu bilmeliyiz. Bu dönemde hızla risk faktörlerinden kurtulmalıyız.
- Diyabet tanısı aldıysanız bir an önce doktorunuzun yazmış olduğu eczane ilaçlarını düzenli, zamanında ve hiç ihmal etmeden kullanmalısınız. Organ hasarlarını önlemek ve de gerçek diyabet tedavisi alana kadar serbest radikal havuzlarını güçlendirmemek sebebiyle.
Tip 1 Diyabette Erken Tanı
Aslında bu kitapta tamamen tip2 diyabet tedavisi ile ilgili olan bu önemli deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Ancak bu bölümde tip1 diyabette de erken tanı ve tedaviden biraz bahsetmek istiyoruz.
Fazla bilinmemesine karşın Tip 1 diyabette de erken tanı çok önemlidir ancak tip2 diyabetten çok daha farklıdır durum. Yukarıda saydığımız risk faktörleri T1 diyabet için geçerli değildir. Hastalığın nedeni de tamamen farklıdır. Vücutta insülin salgılayan pankreas beta hücrelerine karşı vücudun kendi lenfositleri saldırır. Tip 1 diyabet daha çok çocuklarda görülen bir hastalıktır ve kan şeker yüksekliği çok kısa sürede gelişmektedir. Kan şeker yüksekliği tesbit edildiğinde maalesef pankreas insülin salgılayan hücrelerinin %90’ından fazlası antikorlar tarafından ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bu yüzden Tip 1 diyabet hastalarında erken tanı kan şeker düzeyleri henüz yükselmeden, antikorlar varlığı tesbit edilerek yapılmalıdır. Çünkü antikor varlığı tesbit edildiği ve henüz pankreas sağlıklı olarak insülin ürettiği dönemde kullanılabilecek, geliştirilmiş ilaçlar bulunmaktadır. Pankreas hücrelerine zarar veren stokin, interferon ve antikorları engelleyici ilaçlar bulunmaktadır.
Özellikle ailesinde, akrabalarında tip1 diyabeti olan kişiler çocuklarına ve yine özellikle 4-6 yaş ve 11-14 yaş arası dönemde antikor testleri yaptırması gerekir.
Burada Glutamik Asit Dekarboksilaz Antikoru (GADA), Insulin Auto Antikor (IAA), Island Cell Antikor (ICA) önemli antikorlardandır.
Tip1 Diyabette yurtdışında Diyabet Yatkınlığı Yüksek Genetik Testleri de yapılmaktadır. HLA-DR, HLA-DQ gibi ileri testler yapılabilirse pozitif olan vakalarda antikor testleri daha sıkı yapılabilir.
Ancak bu aşamada tesbit edilememiş ve pankreas hasarı ortaya çıkmış çocukların da insülinlerini düzenli kullanmaları teşvik edilerek vücut organ hasarlarının gerçekleşmesi engellenmelidir. Bu aşamada da kalıcı tedavi olarak pankreas kök hücre çalışmaları hızla ilerlemektedir. Ancak yine yeni oluşturulan adacık hücrelerine antikor oluşumunu engellemek için bu alanda da enerjetik ve detoksifiye işlemlerle bağışıklık sistem regülasyonuna ihtiyaç vardır.
Tip1 diyabetin normal doğum, yeterli anne sütü almış ve az deterjan çok toprak maruziyeti olan çocuklarda daha nadir görüldüğünü, hastalığın psikosomatik yönünün de bulunduğunu ve burada annenin payının büyük olduğunu paylaşmış olalım.
Diyabetten Kurtulmak İçin Hangi Risk Faktörlerini Düzeltelim?
Şimdi baştan başlayacak olursak, kan testi verdik ve insülin direncimiz olduğu anlaşıldı ve ya bozulmuş glukoz tolerasyonumuz var. Şimdi ne yapmalıyız? En büyük risk nedir diyabet hastalığı için ki düzeltmeye oradan başlayalım.
Bunun için diyabetin risk faktörlerinin diyabet üzerindeki risklerini nicel değerler üzerinden inceleyeceğiz. Bu durum hangi parametrenin ne kadar zararlı olduğu anlaşılarak önceliği belirlemeye ve risklerin çerçevesini çizip sınırlandırarak daha baş edilebilir duruma getirmeye yardımcı olacaktır. (Yani hastanın önüne konulan 50 tane diyabet risk faktöründen uzak durulmasının istenmesi yerine, çok önemli birkaç risk faktörü etkeni düzeltilince hastalıktan kurtulunacağı bilinci hastaları uygulama adına daha çok motive etmektedir.)
Bununla ilgili uluslararası diyabet risk cetvelleri vardır. Almanya, Danimarka, Finlandiya, Norveç, Amerika, Kanada ve Avustralya gibi toplulukların kendi halkları içerisinde diyabet hastalığı olanlarda yapmış oldukları incelemeler sonrası ortaya çıkmış risk cetvelleridir. Bunlar içerisinde Finlandiya’nın geliştirdiği (Finnish Type 2 Diabetes Risk Score) en kapsamlı olanıdır. Ancak eksik bulduğumuz ve içerisinde bulunması gerektiğini düşündüğümüz başka risk etkenlerini de testin sonuna ayrıca ekledik. Çünkü bu ülkelerin hiçbirisi Ortadoğu ülkesi değildir ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın getirdiği ekstra riskleri deneyimleyememişlerdir. Beklenmedik ölüm, iflas ve yoğun çaresizlik hisleri ve ya gelecek kaygısının neden olduğu anksiyetik duygu durum bozuklukları sosyal devlet anlayışı olan topluluklarda daha az rastlanır. Örneğin Helsinki şehrinde 2024 ağustos ayından 2025 ağustos ayına kadar ölümlü bir tane bile trafik kazası olmadan bir yıl tamamlandı. İşsizlik oranının daha düşük olması, adil bir hukuk sistemlerine sahip olmaları çaresizlik gibi hislerin daha az hissedilmesine neden olabilir. Sigara kullanımı gibi bazı alışkanlıklar da bu ülkelerde daha az olabilir. Gıda denetimleri yüksek olduğu için pestisid, ağır metal ve ya yüksek emülgatör maruziyeti daha düşük olabilmekte.
FINDRISK: Type 2 Diabetes Risk Score
10 yıl içerisinde Diyabet olma olasılığının ne kadar olduğunu sekiz parametre üzerinden gösteren bir testtir.
- 20 puan üstü: %50
- 15-19 puan: %33
- 12-14 puan: %16
- 7-11 puan: %4
- 7 puan altı: %1
1. Yaş
45 Yaş Altı: 0 | 45-54 Yaş: 2 | 55-64 Yaş: 3 | 64 Yaş üstü: 4
Görüldüğü gibi yaşın ilerlemesi tip2 diyabet riskini en fazla artıran faktörlerden. 45 yaş üstünde riskimizin doğal olarak arttığını görüyoruz. Bunun nedeni en başta toksinlere maruziyet süresinin uzamasından kaynaklıdır. Daha uzun süre ağır metal, deterjan, pestisit gibi toksinlere ve ya emülgatör, glüten ve kazein gibi inflamatuarlara maruz kaldığımızdan dolayı vücudumuzda total miktarları yaşla birlikte yükseliyor. 30 yaş üstünde yavaş yavaş anabolizan ve metabolizan hormonların azalması bir diğer önemli nedendir.
Toksin Birikimine Ne Yapabiliriz?
Tabiki en başta bu maddeleri içeren gıdaları mümkün oldukça hayatımızdan çıkarmalıyız. Ancak özellikle 45 yaşından sonra yılda bir ve ya iki ay detoksifikasyon sürecine girebiliriz. Bunun için VİTAMİNOBALANCE‘ı kullanabileceğimizi ve bunu özellikle bu amaçla geliştirdiğimizi ve etki mekanizmasını yukarıda anlattık. Eliminasyon diyetlerinde sadece su ile çalkalanarak da kullanılabilse de, özellikle detoksifikasyon amacıyla kullanımda ayran ve yarım salatalıkla blenderda karıştırılarak kullanılmasını önerdiğimiz bu karışımın içerisine, biraz maydanoz ve bir miktar da limon eklenmesi işlevselliğini daha da artıracaktır.
45 yaş üzerinde diyabetin görülme sıklığının artmasında bir başka önemli neden de Anabolizan (Growth hormon ve cinsiyet hormonları) ve metabolizan hormonlarımızın (Troid hormonumuz) azalmaya başlayarak metabolizma hızımızın yavaşlaması, bunun sonucunda da vücutta yağlanmanın artmasıdır. Ayrıca cinsiyet hormonlarının ve büyüme hormonlarının azalması tokluk hissini de azaltarak daha fazla tüketime neden olarak yağlanmayı artıran bir başka nedendir. Yağ dokusundan salınan adipokinler de insülin reseptör blokajını artırmakta.
Yine cinsiyet hormonlarının ve büyüme hormonunun azalmasına bağlı kas kitlemizin de azalması bir diğer önemli faktördür. Kas kitlesi hem postprandial glikojen deposu görevi ile yemek sonrası kan şekerinin regülasyonu hem de enerji kullanımıyla bazal metabolizmayı artırması kan şeker dengesinde önemli bir aktör olmasını sağlar. İlerleyen yaşla birlikte kas hacminin azalması tip2 diyabetin ortaya çıkmasında önemli bir etken durumuna gelir.
Ne Yapabiliriz?
Hayatımıza düzenli sporun artık girmesi zorunlu yaş olarak 45 yaşını kabul edebiliriz.
- Haftanın en az 3 günü, yaklaşık 30-40 dk tempolu yürüyüş bazal metabolizmamızı gün içerisinde hızlandırır. Yapılması durumunda 50 yaş üstü insanlarda tipik görülen karın çevresinde yağ birikimleri durumu oluşmayacaktır. Bu egzersizle troid hormon azalmasının metabolizmayı yavaşlatma etkisi kompanse edilmiş olacak, aynı zamanda dolaşımın da artması, bir başka risk faktörü olan yavaşlamış dolaşım için yararlı bir etki oluşturacaktır.
- Bu kondisyon yürüyüşü sonuna da ağırlık kaldırma gibi bir gerim egzersizinin de eklenmesi kas kitlesini artıracak, aynı zamanda da vücudumuzun doğal olarak cinsiyet hormon üretimine katkı sağlayacaktır.
2. Aile Bireylerinden Herhangi Birinde Diyabeti Olan Var mı?
Hayır: 0 | İkinci Derece Akrabada VAR: 3 | Birinci Derece Akrabada VAR: 5
Görüldüğü gibi tip2 diyabetle ailesel bir bağlantı evet var. Ancak bu durum genetik özelliklerden daha çok aynı ailedeki kişilerin başta beslenme alışkanlıkları olmak üzere, hareket alışkanlığı ve benzer emosyonel travmaları ortak yaşamalarına bağlıdır. Bazal metabolizma hızları ve ya antioksidan kapasitenin genetik olarak benzerliği de bir miktar ailesel yatkınlığı açıklayabilir. Ancak diyabetli ebeveynleri olan kardeşlerden, farklı ortamda yetişen çocukta tip2 diyabet görülmediği halde anne ve babasıyla büyüyen kardeşlerinde görülmesi gibi çokça çalışma ve gözlem, mevcut ailesel yatkınlığın ortak beslenme ve davranış paternlerinden kaynaklandığını desteklemektedir.
Ne Yapabiliriz?
Ailemizde diyabetliler varsa bu hastalığa karşı daha dikkatli olarak yaşamalıyız. Örneğin beslenme alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz ve diğer parametrelerdeki skorlarımızı düşürmeliyiz.
3. Hiç Hipertansiyon İlacı Kullandınız mı veya Devam Ediyor musunuz?
Hayır: 0 | Evet: 2
Hipertansiyonla ilgisini daha çok stres düzeyi ve ya anksiyetenin hem tansiyon yüksekliğine hem de kortizol yüksekliği ile diyabetin etyolojisine katılmasından dolayı olduğunu düşünüyoruz.
Biz de rutin muayenede hastaların stres ve anksiyete durumlarını değerlendirebilmek için uykularının kalitelerini sorguluyoruz. Kolay uykuya geçme, yeterli süre kesintisiz ve derin uyku varlığını değerlendiriyoruz.
Aynı şekilde yaşanmış psikolojik travmaları değerlendirebilmek için yol gösterici olabilen antidepresan kullanımının olup olmadığını sorguluyoruz.
Ne Yapabiliriz?
Hipertansiyon, anksiyete, yoğun stres ve ya uyku bozukluğu varsa:
- VAGOBALANCE adını verdiğimiz nefes egzersizleri oldukça faydalıdır. Sadece günlük 3 defa ve yaklaşık 5 dk süren bir egzersizdir. Düzenli yapıldığında iki-üç günde yararı görülebilir ve etkisi yüksektir. Arka planda çalan belirli frekans müzikleri de yine vagal aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olan özelliktedir.
- NOROBALANCE‘ın da hem uykuya kolay geçme hem de verimli uykuya yönelik etkisi yüksektir. Oluşturduğu norotransmitter dengesi ile anksiyetenin azalmasına yardımcı olmaktadır.
- Bu duygu durum bozukluklarında temel psikolojik telkin olarak da Ölümü kabullenmenin önemini daha önce anlatmıştık. Ölümün insanın hayat siklüsünün bir parçası olduğunu, ortalama belirli yaşta bedenimizi ve ona bağlı olan tüm maddi (ev, iş, araçlar) ve manevi (aile) bağları bırakarak dünyadan ayrılacağımız gerçeğini kabullenmek. Bu geçmişe yönelik kayıplara karşı anormal reaksiyonumuzu (ve ya şuan yaşayacağımız bu olaylara vücut cevabımızı) normalleştirecek, hem de ileriye dönük kaygılarımızı normal sınırlar dahiline çekmemize yardımcı olacaktır. NOROBALANCE kullanımı bu gerçeklerle daha kolay yüzleşebilecek psikohormonal denge oluşturarak, bir ay düzenli kullanımda bu yolla psişe üzerinde kalıcı olumlu etkiler de oluşturmaktadır.
4. Herhangi Bir Zamanda Kısa Süreliğine de Olsa Kan Şekeriniz Yükseldi mi? (Enfektif Hastalık, Cerrahi İşlem, Gebelik Gibi Durumlarda)
Hayır: 0 | Evet: 5
Bu aslında insülin reseptörünün mevcut fonksiyonel kapasitesini gösteren bir parametredir. Vücut inflamasyon ve antioksidan kapasitesi de bu parametrede belirleyicidir. Örneğin gestasyonel dönemde metabolik stresle kan şekeri yükselmişse ve ya cerrahi bir fiziksel stresle yükselme varsa, insülin reseptörünün tolerasyonunun azaldığını gösterir.
Ne Yapmalı?
İnsülin direnci ve ya prediyabet durumundaymış gibi düşünerek diğer risk faktörlerindeki puanları daha aşağıya çekmeye çalışmak gerekir.
5. Günlük En Az 30dk Fiziksel Egzersiz Yapar mısınız?
Evet: 0 | Hayır: 2
Günlük hareketin hem metabolizma hızı hem de dolaşım üzerinden diyabetle çok ilişkili olduğunu söylemiştik. Burada kişi kas kitlesinin de ölçülmesi önemli bir risk parametresi olabilirdi. Kas kitlesinin şeker kontrolünde nekadar önemli olduğunu anlatmıştık. Ancak özellikle ileri diyabet vakalarında pankreas insülin salgılama kapasitesi azalması ile diyabetlilerde kas dokusundan kaybolarak zayıflama oluşur. İnsülin yetersiz olduğu için glukoz kas dokusuna giremez. Kas içi enerji ihtiyacı için kas içi proteinler ve özellikle myoglobin yıkılarak glukoneogenez ile glukoza dönüşür.
Ne Yapabiliriz?
Spor hayatımızın içerisine mutlaka olmalıdır. Bunu sadece bir spor salonuna gitme gereği gibi düşünmemek gerekir. Spor salonuna üye olanların yaklaşık %70’ının “hayalet üye” olarak tanımlanıp spor salonuna hiç gitmediği biliniyor. Yaklaşık %20’lik kısım ise başladıktan sonra sadece birkaç ay gittikten sonra devam etmiyor. (Bu yüzden spor salonları fiziksel kapasitelerinin 10 katı kadar müşteri kaydı yapan ve daha çok gelmeyen üyeler üzerine kurulu olan bir iş modelidir. Tüm üyeleri aynı anda gelse fiziksel olarak kapasiteleri kaldırmaz). Yani spor için kayıt yaptırılan spor salonuna düzenli devam etme olasılığının %10’un altında olduğunu bilmek ve bu gerçeği bilerek spor programı yapılması daha uygulanabilir bir durum olacaktır. Tüm azimle spor salonuna gidilse bile özellikle İstanbul gibi metropollerde spor salonuna gitmek, hazırlık, içerideki çalışma ve eve tekrar dönme için 3 saatten fazla zaman ayırmak, insanlar için herzaman pek mümkün olmuyor. Bundan dolayı düzenli spor için spor salonu yerine ev veya işyerine yakın bir alanda 30 dk tempolu hızlı yürüyüş yapılması pratikte çok daha uygulanabilir bir durum oluyor.
6. Hangi Sıklıkta Sebze Tüketiyorsunuz?
Hergün: 0 | Hergün Değil: 2
Tabiki beslenme diyabet risk faktörlerinden en önemlilerden biridir. Günde en az bir öğün de olsa yüksek oranda lif içeren, glisemik indeksi düşük ve zeytinyağı ile yapılmış etli sebze yemeği ve ya yeşil salata tüketilmesi kan şeker regülasyonunu oldukça destekleyici bir davranış oluyor.
Tedavilerimiz sonrasında ileri zamanlarda hastalarımız yüksek glisemik indeksi olan bir gıda tüketmek istediklerinde (bir tatlı ve ya unlu bir gıda) mümkün oldukça bunları sebzeli yemek alımının hemen sonrasında yapmalarını öneriyoruz. Sebze tüketimi iki saatten uzun olan mide pasaj süresi içerisinde, glisemik indeksi yüksek gıdaların kan şeker artış hızlarını dengelenmiş oluyor. Bu yüzden sebze tüketimi kan glukoz dengelemesinde oldukça önemlidir.
Diğer taraftan barsak floramızdaki yararlı mikroorganizmalar genellikle anaerobtur ve lifli içerikle beslenen canlılardır. Lifli sebzelerin düzenli tüketilmesi bu mikroorganizmaların popülasyonunun artmasını sağlayarak barsakların hem inflamatuar hem de endokrinerjik yönden diyabet risklerini azaltmaya yardımcı olacaktır.
Ne Yapmalı?
Sebze ağırlıklı besin tüketiminde pratik tecrübemizle hastalara mutlaka bir Buharlı Pişirici Makinası temin etmelerini öneriyoruz. Fiyatları makul olan bu cihazlarla sebze haşlatmak sağlıklı, kolay ve vitamin değerlerinin korunmasına bağlı oldukça lezzetlidir. Su haznesi ve katlı şeffaf sebze bölümlerinden oluşan cihazla özellikle brokoli, kabak, patates, havuç, karnabahar, kırmızı biber ve et ürünlerinin pişirilmesi çok zahmetsiz, hızlı ve lezzetli oluyor.
7. BMI (Vücut Kitle İndeksi)
25 Altı: 0 | 25-30: 1 | 30 Üstü: 3
Body Mass İndeks (BMI) Vücut ağırlık boy oranıdır. Çeşitli empedans cihazlarlarıyla vücut yağ oranı % olarak ölçülebiliyorsa diyabet hastalığı riski bununla çok daha koroledir. Vücudun ağırlığının daha çok kas dokusundan oluşması da tam tersine riski azaltan bir faktör olmasına rağmen BMI değerini yüksek gösterebilir. Bu yüzden diyabet risk araştırması ve takibinde, vücut yağ ve kas kitle hesaplaması daha spesifik veri oluşturur.
Ne Yapmalı?
Vücut yağ oranını düşürüp kas kitlesini artırmak için, besinlerden alınan toplam kalori miktarı azaltılıp spor ile metabolizma artırarak fazla yağ dokusunun enerji üretiminde kullanılması sağlanmalıdır. Bunun için de kas kitlesi artırabilmek amaçlı gerim egzersizi yapılmalıdır.
Pratikte önerdiğimiz;
- İnsülin direncine bakılmalıdır. Eğer insülin direnci mevcutsa HOMA-IR 2.5 altına düşene kadar spor yapılmamalıdır. Bunun için VİTAMİNOBALANCE kullanılarak vücut inflamasyonunun azaltılması tokluk hissini artıracak, aynı zamanda insülin direncini azaltarak lipolizi aktifleştirecektir. NOROBALANCE‘ın kullanılması açlık hissini daha da azaltacak ve uyku düzeni sağlayacaktır. Gerekli durumlarda GLP-1 agonistleri de kısa süreli ve düşük dozdan kullanılabilir.
- Beslenmeyi sadece sempatik aktivitenin yoğun olduğu sabah 7:00 ve akşam 7:00 saatleri arasında yapılmasını öneriyoruz. Bu dönemde tüketilen bir gıda sonrasında, vücut bunu kullanabilmek için bazal metabolizmasını yükseltebiliyor. Ancak bu saatlerden sonra fizyolojik olarak metabolizma hızı azaldığı için tüketilen gıdaların yağ dokusuna dönüştürülerek depolanma ihtimali çok daha artıyor.
- 30 dk ila 40 dk süren bir tempolu hızlı yürüyüş gün içi genel metabolizma hızını artırmak için önemlidir. Tempolu yürüyüş başladıktan sonra yaklaşık 17. ila 20. dakikalarda katekolamin deşarzı olmaya başlar. Bu deşarz başladıktan sonra spor aktivitesi 10-15 dakika daha sürdürüldüğünde, gün içerisinde çok uzun periyotta metabolizma yüksekliği sağlanmış ve devam etmiş olur.
- Kas dokusu artışı için özellikle vücudun kendi ağırlığıyla yapılan gerim egzersizlerini yapmak, spor salonu gerekliliğini azaltarak pratikte daha uygulanabilir oluyor. Bu hem kas hipertrofisi oluşturması yanısıra kemik erime hızını da önemli ölçüde azaltacaktır. Kas gelişimi için özellikle mekik, squat ve yapılabilirse şınav uygulamaları yeterli olur. Örneğin 10 mekik bir dakika dinlenme 10 mekik düzeninde 3 set yapılarak başlanabilir. Mekik özellikle bel çevresindeki kasların gelişimini de artıracağı için bel fıtığı oluşma riskini de azaltır. Aynı şekilde squat ile hem pelvik taban kas gelişimi (ileri bölümde cinsel fonksiyon için ne kadar önemli olduğunu anlatacağız) hem de diz etrafındaki kasların gelişimini (osteoartrit oluşumu, bağ ve menüsküs yaralanmalarını azaltır) sağlayarak genel sağlık bakımından birçok yarar oluşturacaktır.
8. Bel Çevresi
- Erkek 94 altı, Bayan 80cm altı: 0
- Erkek 94-102, Bayan 80-88: 3
- Erkek 102 üstü, Bayan 88 üstü: 4
Bilindiği gibi özellikle ateroskleroz risk değerlendirmesinde metabolik sendromun 5 kriterinden birisi de bel çevresidir. (AKŞ, TG, HDL, Tansiyon ve Bel Çevresi)
Ancak metabolik sendromda 102cm/88cm altını normal kabul ederken bu seviyeler de diyabet için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Bu yüzden 94cm/80cm altında tutulması hem diyabet hem de ateroskleroz riskini önemli ölçüde azaltıyor.
Ne Yapmalı?
Aslında diyabet risk faktörünü azaltmak için hastalarımızda düzeltebileceğimiz en önemli kriter olarak önerdiğimiz, bel çevresinin normal değerlere getirilmesidir.
Henüz diyabet ortaya çıkmamış insülin direnci ve prediyabet vakaları ile ailesel diyabet öyküsü olan ve ya yaş itibariyle riski artan hastalara ilk olarak bel çevresi ölçümlerini düzeltmelerini öneriyoruz. Çünkü bel çevresini 94cm/80cm altında tutabilmek için kişi zaten düzenli spor yapıyor, beslenmesine dikkat etmek zorunda kalıyor ve inflamasyonu azaltması gerekiyor. İnflamasyonu azaltmadan bel çevresindeki yağlanmadan tam olarak kurtulmak mümkün değildir zaten. (bu bölgede yağ dokularının hücre içerisine glukozun girebilmesi için insüline gerek duymazlar. Bu yüzden insülin direnci olduğunda çoğu dokuya giremeyen kan şekeri buradaki yağ dokularına kolayca girip birikebiliyor. Vücut genel insülin direnci azalması ile karın çevresindeki yağ dokusu da kolayca genel vücuda dağılabiliyor) Bel çevre ölçümü normal olan kişide zaten BMI oranı da düşük oluyor.
Tüm bu nedenlerden dolayı BEL ÇEVRE ÖLÇÜMÜNÜ Diyabet risk değerlendirmesinde ALTIN PARAMETRE olarak tanımlayabiliriz. Tedavi sırasında da tedavinin başarısını, insülin reseptör kapasite artışını bu parametreden net gözlemleyebiliyoruz. 12 seanslık tedavi sırasında hastalarda genellikle kaybedilen 2-3 kilo ağırlığın neredeyse tamamı bu bölgeden gidip birkaç beden zayıflama olabiliyor. Erkeklerde kemer delikleri birkaç delik öne gelebilirken, özellikle tedavi öncesi karaciğer yağlanması olan vakalarda bir aylık kısa bir sürede bile yağlanma birkaç grade geri bile gelebiliyor.
Bu tarzda tip2 diyabet risk skorlaması ile hangi değiştiremeyeceğimiz faktörler ile diyabete yatkın olduğumuzu ve hangi değiştirebileceğimiz faktörlerle bu hastalıktan korunabileceğimizi de görmüş olduk.
Pratikte Sorguladığımız Ekstra Risk Faktörleri
Ekstra olarak şu risk faktörlerini de pratikte hastalarımızda mutlaka sorguluyoruz:
- Herhangi bir otoimmün ve ya alerjik hastalığının varlığı: İnflamatuar Yük
- Geçirilmiş kalp krizi, KOAH, kronik anemi: Dolaşım ve Doku parsiyel oksijen basıncı
- Hipotroidi, troidektomi: Metabolizma
- Hiç antidepresan kullanımı oldu mu ve ya hayatı çok etkileyen bir yakın kaybı ve ya iflas yaşanmışlığı var mı?: Yaşanmış psikolojik travma varlığı
- Uyku düzeni — tam dinlenmiş olarak en az 5-6 saat uyku: Emosyonel durum
- Sigara kullanımı: Oksidan maruziyet ve dolaşım
- Beslenme evde hazırlanan gıdalarla mı, dışarıdan hazır gıdalarla mı sağlandığı. Ne tür gıdalar tüketildiği: Lifli gıda tüketimi
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
İnsülin direnci nedir ve nasıl anlaşılır?
İnsülin direnci, hücrelerin insüline karşı duyarlılığının azalması sonucu vücudun kan şekerini normal seviyeye düşürmek için daha fazla insülin üretmek zorunda kalmasıdır. HOMA-IR testi ile anlaşılabilir; açlık kan şekeri ile açlık insülin değerinin çarpılarak 405’e bölünmesiyle hesaplanır. HOMA-IR değerinin 2.5 üzerinde olması insülin direncinin varlığını gösterir.
Gizli şeker (prediyabet) ile aşikar diyabet arasındaki fark nedir?
Gizli şekerde (Bozulmuş Glukoz Tolerasyonu) açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasında, HbA1c ise %5.7-6.5 arasındadır. Aşikar diyabette ise açlık kan şekeri 126 mg/dl ve üzerinde, HbA1c %6.5 üzerindedir. Gizli şeker, henüz kısır döngüye girmeden hastalıktan kurtulmak için son fırsat dönemidir.
İnsülin direncinden kurtulmak için ne yapmalıyım?
İnsülin direncinden kurtulmak için detoksifikasyon, vitamin-mineral replasmanı, barsak florasının düzeltilmesi ve fazla kiloların verilmesi gerekir. Bu süreçte VİTAMİNOBALANCE kullanımı, doğru beslenme ve düzenli hareket önemlidir. Hedef, bel çevresini erkeklerde 94 cm, bayanlarda 80 cm altına indirmektir.
FINDRISK testi nedir ve neden önemlidir?
FINDRISK (Finnish Type 2 Diabetes Risk Score), Finlandiya tarafından geliştirilen ve 8 parametre üzerinden 10 yıl içinde diyabet olma olasılığını gösteren bir risk değerlendirme testidir. 20 puan üstü %50, 7 puan altı ise %1 risk anlamına gelir.
Bel çevresi neden diyabet riskinde “altın parametre” olarak kabul edilir?
Bel çevresini ideal değerlerde (erkek 94 cm, bayan 80 cm altı) tutabilmek için kişi düzenli spor yapmak, beslenmesine dikkat etmek ve inflamasyonu azaltmak zorundadır. Karın çevresindeki yağ dokuları insülinden bağımsız olarak glukoz alabildiği için, insülin direnci varlığında bu bölgede kolayca yağ birikimi olur. Bu nedenle bel çevresi ölçümü, diyabet riskinin en güvenilir göstergelerinden biridir.
VİTAMİNOBALANCE’ı ne kadar süre kullanmalıyım?
Genel öneri, her yaş dekadı için bir aylık kürdür. Örneğin 40 yaşındaysanız 4 kutu, 60 yaşındaysanız 6 kutu kullanımı önerilir. İlk iki kutu peş peşe, devamındakiler 15’er gün arayla kullanılır. Ana detoksifikasyondan sonra yılda bir ay bir kutu kullanım yeterli olur.
İnsülin direnci varken spor yapabilir miyim?
Yüksek insülin direnci varlığında (HOMA-IR 2.5 üzeri) yoğun spor yapmak önerilmez. Çünkü insülin lipolizi engellediği için kalori açığı yağlardan değil, kas dokusundan karşılanır. Önce VİTAMİNOBALANCE ile insülin direnci düşürülmeli, sonra spora başlanmalıdır.
Ailesel diyabet öyküsü olan kişiler ne yapmalı?
Birinci derece akrabada diyabet varsa risk skoru 5, ikinci derece akrabada varsa 3 puandır. Ancak bu durum genetikten çok ortak beslenme ve davranış paternlerinden kaynaklanır. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek ve diğer risk faktörlerini düşürmek hastalıktan korunmayı sağlar.
Tip 1 diyabette erken tanı nasıl yapılır?
Tip 1 diyabette kan şekeri yüksekliği tespit edildiğinde maalesef pankreas hücrelerinin %90’ından fazlası zaten hasar görmüştür. Bu nedenle erken tanı, kan şekeri yükselmeden antikor testleri (GADA, IAA, ICA) ile yapılmalıdır. Aile öyküsü olan çocuklarda özellikle 4-6 yaş ve 11-14 yaş döneminde antikor testleri yaptırılmalıdır.
Hangi yaşta düzenli sporu hayatımıza katmalıyız?
Düzenli sporun hayatımıza zorunlu olarak girmesi gereken yaş 45’tir. Haftanın en az 3 günü, 30-40 dakika tempolu yürüyüş bazal metabolizmayı hızlandırır. Yürüyüş sonrasında ağırlık kaldırma gibi gerim egzersizleri eklenmesi kas kitlesini artırır ve cinsiyet hormon üretimine katkı sağlar.